DOLAR 32,2053 -0.22%
EURO 35,1156 -0.22%
ALTIN 2.498,171,32
BITCOIN 2140642-0,92%
Antalya
23°

AÇIK

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

133 okunma

GAZETECİ KALEM BIRAKIR MI? ‘HASAN TAHSİN’ GİBİ OLUR MU?

ALİ TONGÜLÜS

ABONE OL
16 Şubat 2022 11:06
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Önce bir “giriş” yapayım..

Sonra diyeceğim çok şey var..

Türkiye Gazeteciler Federasyonu 65. Başkanlar Konseyi toplantısı iki-üç gün önce Antalya Konyaaltı’nda 5 yıldızlı Porto Bello Hotel’de yapıldı..

Dün de “sonuç bildirgeleri” yayınlandı..

" alt="">

Bu toplantıda “bazı siyasiler” bazı VAHİM şeyler söyledi..

Ve bu toplantıda bulunan gazeteci temsilcileri, “objektif” olmaktan uzaklaştı..

Sadece “Millet İttifakı” gözlüğüyle konuşmalar yapıldı, açıklamalarda bulunuldu..

Zaten toplantıya ev sahipliği yapan Cemiyet’in başkanı CHP’li eski bir meclis üyesi..

Toplantıya katılan İyi Parti’li Hasan Subaşı, CHP’li Rafet Zeybek, CHP’li Konyaaltı Başkanı Semih Esen gibi muhalif siyasetçiler de manzaranın böyle olacağını açık-seçik gösterdi..

O toplantıyı düzenleyen ben olsaydım..

Ya her partiden birer temsilci davet eder ve gelmesini sağlardım, ya da davet edilip de gelmeyen olursa, diğer siyasetçileri de toplantıya almazdım..

Çünkü, gazeteci “taraf” olabilir, olmalıdır da, ama en önemlisi “objektif” kalabilmesidir..

Maalesef, bu toplantı böyle olamadığı için, “boşuna yapılmış bir toplantı” olmaktan öteye geçemedi..

Ve gazetecilerin sıkıntıları konusunda ÇOK HAKLI İSTEKLERİ siyasetçilerin kurbanı oldu..

Bu noktada bir de ÇOK ÖNEMLİ bir not düşmek zorundayım..

Bu toplantıyı düzenleyen Antalya Basın Cemiyeti (ABC), 5 yıldızlı bir otelde toplantı düzenleyebilecek maddi imkanı olan bir kuruluş değil..

Belki de bu nedenle belediye ya da işadamlarından SPONSOR bulmak zorunda kaldı..

Yani, birilerine “gebe” kaldı..

Bu GEBELİK, bir gazeteci için en büyük tehlikedir..

Keşke otelde değil de halka açık bir park yerinde buluşup, cep telefonlarıyla “online” görüşme yapsalardı..

Bence hem kimseye gebe kalmazlar, hem de daha büyük ses getirirlerdi..

Bir de şu “kalem bırakma” olayı var..

Kimse kimseyi kandırmasın..

Gazetecilik tahsil etmiş, 54 yıldır da gazetecilik yapan ve dünyadaki gazeteciliği iyi inceleyen biri olarak diyorum ki; 

“Bir gazeteci asla kalem bırakmaz, bırakamaz..”

Dediği olmuyorsa, bir daha o kalemi eline almaması lazım..

Canım, bu kalem bırakmak “temsili” diyeceklerdir..

Bırakma kardeşim, bu tür ŞEKİLCİLİK yüzünden bu ülke 80 yıl bir adım ileri gidemedi, hala “aynı zihniyetin temsilcileri” ile aynı tavır devam ediyor..

O kalem bırakanlara gidin bakalım, hangisi kalem bırakmış..

“Ölüm orucu tutan birinin her öğün yemek yemesi” gibi, hepsi haberini de yapıyor, köşe yazısını da yazıyor..

Madem “gazetecilik” adına bir şey yapıyorsunuz, İNANDIRICI olmak zorundasınız..

Ve gelelim Semih Esen’in, “gazeteciler birer Hasan Tahsin’dir” sözlerine..

Ülkemizin en büyük hastalığı, maalesef “herkesin her şeyi çok iyi biliyor olması”..

Semih Esen belediye başkanlığını aştı, gazeteciliğe de el attı galiba..

Sözünü ettiği Hasan Tahsin (ya da gerçek adıyla Osman Nevres), 15 Mayıs 1919 tarihinde İzmir’e çıkartma yapan ve seçkin askerlerden oluşan Yunan Efzon Alayı işgal askerine, Kordonboyu’ndan ilk kurşunu sıkan gazeteci ve yazar..

Esen bu toplantıda diyor ki;

“Ey gazeteciler, sizlerin ilan gelirlerinizin 10 lira değil de 20 lira olmasından rahatsız değiller.. Yazdığınız haberlerden de rahatsız değiller.. Sizden asıl rahatsızlıkları, bir gün bir yerde Hasan Tahsin’lik yaparsınız diye korkuyorlar..”

Bak bak bak, kim o korkanlar?

İktidarda olan “Cumhur İttifakı” partileri..

Toplantının nasıl “objektif” bir topluluğun toplantısı olduğunu sanırım anladınız değil mi?

Ama, bu konuşmanın başka bir yönü daha var..

“Eğer bu iktidar size istediğiniz vermezse, gerekirse  Hasan Tahsin gibi fiili mücadele etmekten de geri kalmayın ha” diyor Esen..

Vatan savunması dışında, “FİİLİ BİR MÜCADELE”yi gazetecilerin asla yapmaması gerektiğini, aksi takdirde gazetecilik mesleğinin özelliğini yitireceğini bile akıl edemiyor..

Ya da akıl ediyor, ama kışkırtıyor..

Tipik bir CHP zihniyeti yani..

Ve gelelim sonuca..

Gazetecilik ve televizyon yayıncılığı çok pahalı bir iş..

Ticaret yapılmadığı için, gelirleri sadece ilan-reklam ve bayi satışı olduğu için gerçekten zor durumdalar..

Meslek yaşamının en az yarısını “Anadolu Basını” diye tabir edilen YEREL MEDYA’da geçiren biri olarak, yerel basın ve yayın organlarının gerçekten çok sıkıntıda olduğunu biliyorum..

Bu sıkıntı yüzünden, arkadaşlarımın mesleklerini GEREKTİĞİ GİBİ, yani OBJEKTİF yapamadığını da biliyorum..

Anadolu’da siyasetçilere ve işadamlarına rahat ulaşabilmek, yanyana olabilmek için gazete çıkarıp, kısa bir süre sonra “yandım-bittim” diye feryat edenleri de biliyorum..

Ama..

Bu basın-yayın kuruluşlarının ilan gelirlerini 3’e – 5’e katlasanız bile yine sıkıntılarının bitmeyeceğini de biliyorum..

Bu tür sıkıntılar yüzünden, aslında büyük bir çoğunluğunun “gazetecilik” bile yapmadıklarını, gazeteci kimliğini başka işler için kullandıklarını da biliyorum..

Özetle..

Umarım, “temsili” de olsa, “kalem bırakmaları” bir işe yarar..

Umarım, “eylem yapmadan” taleplerinin hepsi yerine getirilir..

Ve umarım gazetecilik mesleği, “bu toplantıda yapıldığı gibi” bir daha ayaklar altına alınmaz..

Umarım.. 

En az 10 karakter gerekli