Mevsimden midir, yoksa ülkenin genel havasından mıdır bilmiyorum ama kiminle konuşsam çok mutlu, keyifli sözler duymuyorum. En iyisi "idare eder"!..
Bu yüzden de çoğu zaman ne desem boş ve çoğu zaman da anlamsız.
Eskiden kişilerin, ailelerin, toplumların bir etiği, geleneği, göreneği olurdu, herkes de haddini ve sınırını böyle bildirdi.
Artık arsızlık ve soysuzluk o kadar aleni oldu ki, herkes demeyeyim ama ölçüyü siz koyun.
Geçenlerde yolda yürüyorum iki kişi de önümüzde hem yürüyorlar hem de birileri hakkında konuşuyorlar. "Söğüşleyebildiği kadarını, söğüşlüyorlar" diyorlardı.
Söyleyene arkadaşı 'boşuna efkarlanma, celâllenme herkes halinden memnun, yani alan memnun, veren memnun, sen derdine yan" diyordu.
Bütün bunlar neden?
Cehalet, saygısızlık ve bencillik, yaşamın her alanını, yetmedi toplumu, dahası milleti, pençesiyle esir aldı.
Bu olanlar rastlantı, bilgisizlik ya da cehaletten değil, tam tersine öğretilen, yaratılan bir süreç.
Üniversiteye Rektör Yardımcısı da yapılan "profesör" ünvanlı şahsın dediği gibi, cahillerin sevilmesi boşuna değil.
İnsanlar, cahil olmayı, kalmayı, cahil gibi davranmayı sonradan eğitim yoluyla öğreniyor.
Osmanlının sonu, Cumhuriyetin başında yaşamış Sakallı Celal'in dediği gibi:
Bu ülkede ilgililer bilgisiz, bilgililer de ilgisizdir,
Bu kadar cehalet ancak tahsille mümkün olur.
Bu eğitime bir de niteliksizlik ve kişiliksizliği de eklerseniz, bu günün toplumu ortaya çıkıyor.
Kızılderili özlü sözü der ki:
"Biz bu Dünyayı Atalarımızdan Miras Değil, Çocuklarımızdan Ödünç Aldık."
Bu günün "üç kuruşluk çıkarına kanarak" ülkenin de, çocuklarının da geleceği ile oynayanlara ne denilebilir ki!...
Her sabahın bir sahibi vardır, derler. Kişilikli ve onurlu toplum ve Milletin yarınlara devredeceği bir sabahı ve sabahın sahibi çoluğu, çocuğu olur.
Sağı ile solu ile bu Ülkenin güzel insanları, uyanın artık.
ANADOLU size bakıp, belini doğrultup isyan ediyor bu halinize.
Ülkenin siyasilerinin önceliği kendilerinin ve yandaşlarının;
Yönetim erkinin başında olanların derdi ise;
#varlıklı olmak olmuş.
Unutmayın, Atalar der ki, "elden gelen öğün olmaz, o da vaktinde gelmez '.
Onurunu kaybetmiş kişilerin sayısının arttığı bir toplumda güven olmaz. Güvenin olmadığı yerde de, gelecek olmaz, kalmaz!..